Hastalıklar

Meme Kanseri Nedir Tedavisi ve Belirtileri Nelerdir?

Meme Kanseri Nedir Tedavisi ve Belirtileri Nelerdir?

Ağırlıklı olarak kadınlarda görülen bu kanser türü, meme dokusu üzerindeki hücre gruplarının yapısının bozulması, değişime uğraşması, tümör haline gelmesi ve yayılması sebebi ile ortaya çıkan kanser türüdür.

Memeye yakın lenf bezlerine veya diğer yakın organlara bulaşması sonucu tedavisi daha da zorlaşan bu hastalık türü, erken tanı koyulması halinde çok daha kolay tedavi edilebilmektedir. Kanserli doku erken teşhis edilirse ve tedaviye ne kadar erken başlanabilirse hasta için o kadar kolay ve hızlı bir tedavi söz konusudur.

Son dönemlerde görülme sıklığı artması sebebi ile Türkiye’de ve Dünya’da erken tanı ile ilgili çeşitli etkinlikler, duyurular ve çalışmalar yapılmaktadır.

Kanser vücudumuzdaki hücrelerin diferansiyasyonu ve kontrol dışı tümörleri(kitleleri) oluştururlar ve orijin aldıkları dokuya göre isimlendirilirler. Normalde hücreler belli bir kontrol altında, ihtiyaca göre bölünerek çoğalırlar. Hücreler bir taraftan programlı ölüm ya da “apoptoz” denen olay ile yok olurken, diğer taraftan da büyüme faktörlerinin etkisiyle çoğalır. Büyüme faktörleri normalde DNA’daki çeşitli genlerin etkisiyle oluşan proteinlerdir. Bu genler mutasyona(değişime) uğrayarak hücrelerin aşırı büyümesine sebep olurlarsa, o zaman kanser oluşur ve bu genlere de “onkogen” denir.

Meme kanseri sıklığı dünya üzerinde ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Hawaii, Kaliforniya, Kanada yılda yüz binde 80-90 görülme sıklığı ile ilk sıralarda yer alırken, aynı değer Japonya’da sadece yüz binde 12-15 arasındadır. Avrupa‘da yılda yaklaşık olarak 180.000, ABD‘de yılda 184.000 yeni vaka saptanmaktadır. Türkiye’de 1999 yılında 8.879 olan meme kanserli kadın sayısı, 2003 yılında 12.772’ye yükselmiştir. Ayrıca ülkemizde tüm kanserlerin %24,1’ini meme kanserlerinin oluşturduğu belirtilmektedir.

Meme kanseri tarama yapılabilen ve subklinik halde iken tanı konabilen az sayıdaki kanserden biridir. Meme kanserinin cerrahi tedavisi son 25 yılda büyük oranda değişikliğe uğramıştır. Meme kanserinin güncel cerrahi tedavisi hastalıklı organın kısmen veya tamamen çıkarılması yanında koltukaltı diseksiyonuna dayanır.

Halsted 1894’te radikal mastektomi adıyla tüm meme dokusu,

M.Pektoralis majör, minör ve aksiler diseksiyonu yapmaya başlamıştır.

Meme kanserinde de cerrahi prensip tüm malignitelerde olduğu gibi hiç tümör dokusu bırakmadan çıkarmaktır. Bunun yanında kadınlar için önemi çok büyük olan memesini kaybetmek psikolojik, sosyal ve cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu sebeple meme koruyucu cerrahinin önemi ortaya çıkmaktadır. 1973 yılında Fischer’in meme kanserinin sistemik hastalık olduğunu belirtip, meme koruyucu cerrahiyi gündeme getirmesi çığır açmıştır.

Radyoterapi(RT), Kemoterapi(KT) ve hormonoterapinin(HT) tedaviye eklenmesiyle özellikle erken evre meme kanserlerinde Meme Koruyucu Cerrahi(MKC) ile Modifiye Radikal Mastektomi(MRM) arasında beş ve on yıllık yaşam sürelerinde ve hastalıksız yaşam sürelerinde istatistiksel fark olmadığını çalışmalar ortaya koymuştur.

Ülkemizde tarama ve teşhis amaçlı mamografi(MG) ve ultrasonografi(USG) kullanılmaktadır. MKC ve ışın tedavisi sonrası ipsilateral nüks her yıl için %0,5-1 oranında olmaktadır. Erken evre meme kanseri tanısı almış olgularda, meme koruyucu cerrahi ve ışın tedavisi ile yapılan tedavinin amacı, tedavi edilen memede güzel bir kozmetik görünüş ve düşük lokal nüks ile beraber, mastektomiye benzer yaşam süresi sağlamaktır. 1990 yılında NIH(Nationel Institutes of Health) konsensus toplantısı sonucu evre I-II meme kanserli kadınlarda meme koruyucu tedavi uygun tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

Kanser önemi giderek artan bir sağlık problemlerinden öne gelenlerindendir. Dünya üzerinde akciğer kanserinden sonra ölüm sebebi olan kanser türü meme kanseridir. Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümörlerdendir. Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Verileri -2004 yılında tüm dünyada kanser nedeniyle ölüm – 7,4 milyon ölüm(Tüm ölümlerin %13’ü) Ölümlerin %70’i düşük veya orta sosyoekonomik gelir düzeyindeki ülkelerde görülmektedir. Kadınlarda görülen tüm kanserlerin yaklaşık %30’unu oluşturmaktadır. Meme kanserine bağlı ölümler, akciğer ve kolorektal kanserlerden sonra üçüncü sırayı almaktadır. Meme kanseri otuz yaşından önce nadir olup, bu yaşı takip eden reprodüktif yıllarda hızlı bir tırmanış gösterir. Bu artış menopoz sonrasında da yavaşlayarak yükselmeye devam eder. Erken tanı konulan hastalarda yapılan tedaviye iyi yanıt alınırken, meta statik hastalarda ne yazık ki henüz yüz güldürücü sonuçlar alındığını söylemek mümkün değildir.  40-44 yaş grubundaki kadınlarda ise en sık ölüm sebebidir. Tedavide sağlanan gelişmeler ve erken tanı imkânlarının artması ile meme kanserlerinde sağkalım önemli ölçüde artmış, ayrıca meme koruyucu tedaviler mümkün hale gelmiştir. 

Meme Anatomisi Nedir?

Meme; meme bezlerinden, kan damarlarından, yağ dokusundan ve lenfatiklerden oluşur. Memeler toraksın önünde ve sternumun iki yanında yer alır. Genellikle kapladığı alan 2. kosta hizasından 6. kostaya, sternumun yan kenarından ön koltuk altı çizgisine kadar uzanır.

Memenin yukarı aşağı çapı ortalama 10-12cm ve santral bölgede maksimum kalınlığı 5-7cm’dir. Laktasyon döneminde olmayan ortalama boyutlardaki bir meme 150- 225gr ağırlığındadır. Laktasyon dönemindeki bir memenin ağırlığı ise 500gr ‘ı geçebilir. Meme başlarında gelişmiş cilt papillaları ve yağ bezleri vardır. Kıl folikülü bulunmaz. Memelerin hemen orta bölümüne rastlayan kısmında meme başı ve areola bulunur. Bu bölge meme derisinden daha fazla pigment içerdiğinden rengi koyudur. Rengin koyuluğu östrojen seviyesinin yükselmesi ile artar. Gelişmiş meme; asinüsler, duktuslar ve stromal elamanlardan oluşmuştur. Asinüsler memenin salgı yapan birimidir.

İçleri küboid veya silendirik epitel ile döşelidir. Dışı ise bağ dokusu, kan ve lenf damarları ile sarılıdır. Asinüsler bir araya gelerek lobülüsleri, lobülüslerde lobları oluşturur. Epitelyal parankim ise her biri ayrı bir salgı kanalı ile meme başına açılan 15-20 lobdan oluşur.

Meme Kanserinde Etiyoloji Nedir?

Meme kanseri etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte aşağıdaki etmenlerin meme kanseri oluşumunda rol oynadığı ileri sürülmektedir.

Cinsiyet: Kadın olmak meme kanseri için başlı başına bir etmendir. Kadınlarda erkeklere göre görülme riski 100 kat daha fazladır.

Yaş: Meme kanseri riski yaş ilerledikçe artmaktadır. Daha önce memede malign ya da benign tümör olması: Bir memede kanser varlığı diğer memede kanser riskini 2-6 kez; atipik hiperplazi ise 4-5 kez artırmaktadır.

Genetik: Ailede meme kanseri öyküsü olması, BRCA-1 ve BRCA- Genlerinde ve p53 geninde mutasyon olması meme kanseri riskini arttırmaktadır.

Irk: Beyaz kadınlarda meme kanseri gelişme riski daha yüksek olmasına rağmen Afrika kökenli Amerikalı kadınların bu hastalıktan ölme riski daha yüksektir.

Menarş Yaşı: Erken menarşın meme kanseri gelişiminde bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir.

Menopoz Yaşı: Meme kanseri riski ile menopoz yaşı arasında ilişki bulunmaktadır. 45 yaşından önce menopoza giren kadınlarda meme kanseri riski 55 yaşından sonra bu döneme giren kadınların yarısı kadardır.

Hamilelik Yaşı: Hiç doğum yapmamış olma ve ilk doğumu 30 yaşın üzerinde yapmış olma meme kanseri riskini artırmaktadır.

Laktasyon Öyküsü: Laktasyonla birlikte ovulatuar dönemin kısalmasının meme kanseri riskinin azalmasında rol oynadığı düşünülmektedir.

Dışarıdan Hormon Alınması: Östrojenler meme dokusundaki normal ve kanserli hücrelerin büyümesini uyarırlar.

Beslenme: Yağdan zengin beslenmenin meme kanseri riskini artırdığı belirtilmektedir.

Vücut Ağırlığı: Premenapoz döneminde düşük vücut ağırlığı, post menopoz döneminde ise artmış vücut ağırlığı meme kanseri riskini artırmaktadır.

Vitaminler: A vitamininin koruyucu etkisi bulunmaktadır.

Alkol Alımı: Alkol kullanımı meme kanseri riskini artırmaktadır.

Egzersiz: Adolesan ve erişkin dönemlerde yapılan egzersizlerin 40 yaşın altındaki kadınlarda meme kanseri riskini azalttığı belirlenmiştir.

Radyasyona Maruz Kalma: Özellikle 30 yaşın altında ve puberteden önce radyasyona maruz kalma meme kanseri riskini artırmaktadır.

Sigara: Meme kanseri ile sigara arasında kesin bir ilişki gösterilmemiştir.

Meme Kanseri Belirtisi Nelerdir?

Meme içerisinde kanserleşen bir hücre, tespit edilene kadar uzun bir süre boyunca gizli kalabilmektedir. Hastaların, kitle 1 santimetre gibi bir boyuta ulaşana tümörü fark etmesi çok zor olabilmektedir. Kanserli kitle genelde sert, düzensiz kenarlı ve yüzeyi pürtüklü bir yapıya sahiptir. Meme dokusu içerisinde rahatça hareket ettirilememektedir.

Meme kanseri uzun ve sinsi bir seyre sahiptir. Genellikle hastayı doktora götüren yakınma meme ve/veya koltuk altında ele kitle gelmesidir.

Ağrı: Meme kanserine eşlik eden bir bulgu değildir ve ağrıya daha çok kanserin geç evrelerinde rastlanır.

Kitle: Meme kanseri olan hastaların yaklaşık olarak %70’inde ilk bulgu kitledir. Kitle sert ve hareketsizdir.

Deri retraksiyonu: Cooper bağlarına infiltre olan tümörlerde görülür.

Deride ödem: Bu belirti tümör hücrelerinin lenf damarlarını tıkaması sonucu oluşur.

Eritem: Lenfatiklerin tıkanması ile derinin beslenmesi bozulur ve deride eritem oluşur.

Meme derisinde ülserasyon: Meme derisinin beslenmesinin gittikçe daha çok bozulması sonucu ülserasyonlar meydana gelir.

Retraksiyon: Meme başında içe çökme, ya da bir yana çekilme olmasıdır.

Meme başında akıntı: Meme kanseri olan hastaların %10’unda meme başı akıntısı ilk belirti olarak karşımıza çıkar. Spontane, tek taraflı, kanlı ya da kanlı serözdür.

Kol ödemi: Tümör hücrelerinin koltuk altında bulunan lenf nodlarına yerleşmesiyle bölgenin lenfatik direnajının kesilmesi sonucunda ortaya çıkar.

Enflamasyon bulguları: Hastaların %4’ünde kanser kendini enflamasyon bulguları ile ortaya koyar. Meme bütünü ile büyür, deri kızarık ve ödemlidir. Deride portakal kabuğu görünümü hakimdir.

Meme Kanserinde Korunma Yolları Nelerdir?

Aşağıdaki bilgiler meme kanserinden korunmak için önemli bir yere sahiptir.

  1. Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddeleri kullanılmaması.
  2. Düzenli spor yapmak ve sağlıklı beslenilmesi.
  3. Dengeli beslenerek ideal kilonun korunması.
  4. İlk 6 ay anne sütü kullanılması.
  5. Hamilelik ve emzirme döneminde sigara ve alkol kullanılmaması.
  6. Çok geç yaşta anne olunmaması.
  7. Hormon ilaçlarının kullanımına dikkat edilmesi.

Meme Kanseri Tanı Yöntemleri

Tarama yöntemleriyle yakalanan tümörlerin yavaş büyüyen tümörler olduğu, prognozlarının ise tanısal gecikmelerden çok da fazla etkilenmediği düşünülmektedir. Lakin çok hızlı büyüyen agresif tümörler iki tarama zamanı arasındaki sürede dahi oldukça ileri evrelere ulaşabilirler.

İnvaziv Olmayan Tanı Yöntemleri

  1. Kendi kendine muayene
  2. Klinik muayene
  3. Mamografi-dijital mamografi
  4. Ultrasonografi
  5. MRG
  6. BT
  7. Mamosintigrafi
  8. PET-BT

İnvaziv Tanı Yöntemleri

  1. İnce iğne aspirasyon biyopsisi
  2. Kesici iğne biyopsisi
  3. İnsizyonel biyopsi
  4. Eksizyonel biyopsi
  5. Ultrason ya da mamografi eşliğine biyopsi

Meme Kanseri Evreleri

Bütün kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de evreleme çalışmasının yapılması, tedavi planlaması için çok önemli bir yer arz etmektedir. Dolayısıyla meme kanseri evrelemesi hasta ve tedavi açısından çok önemlidir.

Evre 0: Başlangıç evresidir, meme kanseri olma riskinin yüksek olduğu anlamına gelir. Anormal hücreler, kanalın dışına çıkıp etrafındaki meme dokusuna yayılmamıştır.

Evre 1: Kanserli dokunun henüz 20 mm’den küçük olduğu aşamadır. Bu evrede kanserli hücre lenf benzlerine geçmemiştir. Tedavi için lenf bezleri alınır ve radyasyon tedavisi uygulanır. Tedaviyi kemoterapi ve hormonoterapi ile desteklenebilir. Gerek duyulursa kanserli dokular ameliyat ile alınır.

Evre 2: Tümörün 20-50mm aralığında olduğu evredir. Kanserli hücreler henüz lenf bezlerine sıçramamıştır. Evre 1’deki ile aynı tedavisi yöntemleri uygulanır.

Evre 3 A: Memedeki kanserin dokusu çapının 5cm civarında olduğu aşamadır.

Evre 3 B: Bu evrede tümör göğüs duvarına veya meme derisine doğru büyür ve veya göğüs kemiğinin altındaki lenf bezlerine yayılmıştır.

Evre 3 C: Kanserin göğüs kemiğinin altındaki ve koltukaltındaki lenf bezlerine, ya da köprücük kemiğinin altındaki veya üstündeki lenf bezlerine yayıldığı durumdur.

Evre 4: Bu evrede kanser başka dokulara(vücudun diğer bölgelerine sıçrama) yayılarak metastaz yapmış haldedir.

Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanserinde tanı 2 farklı şekilde yapılabilmektedir. Hastalar kendilerini ayda 1 kez kendi meme bölgesinde elleriyle muayene yapabilmektedir. Doktor muayenesinde ise 40 yaşına kadar 3 yılda 1, 40 yaşından sonra ise her yıl yapılması gerekmektedir. Meme görüntülemesi tekniği ile meme kanserinin mümkün olan en erken tarihte teşhisi amaçlanmaktadır.

Meme kanseri tedavisi multidisipliner yaklaşımı gerektirir. Bu nedenle olgular meme cerrahı, radyasyon onkoloğu, medikal onkolog, patolog, radyoterapist, radyolog ve tıbbi radyofizik uzmanının bulunduğu bir ekipçe değerlendirilmeli ve tedavisi planlanmalıdır. Tedavi planlaması aşağıdaki kriterlere göre belirlenir.

  • Tümörün çapı ve evresi
  • Kanser hücrelerinin tipi
  • Aksilla lenf bezlerine ya da vücudun diğer organlarına yayılımın olup olmadığı
  • Tümörün hormon reseptörlerinin durumu
  • Kanser hücrelerinin büyüme oranı
  • Kanser hücrelerindeki genetik materyalin tipi
  • Olgunun yaşı ve genel sağlık durumu

Cerrahi Yöntemleri

  • Genişletilmiş veya süper radikal mastektomi
  • Radikal mastektomi (RM)
  • Modifiye radikal mastektomi (MRM)
  • Total mastektomi
  • Meme koruyucu cerrahiler

Radyoterapi Yöntemleri

  • 3 boyutlu meme radyoterapisi
  • Yoğunluk ayarlı radyoterapi
  • Parsiyel meme ışınlaması
  • Elektron tedavisi(boost tedavisi)
  • Foton-elektron kombinasyonu
  • Brakiterapi

Sistemik Tedavi Yöntemleri

İmmünoterapi

Hormonal tedavi

Kemoterapi

Radyoterapi Nedir?

Yüksek dozlardaki iyonizasyon radyasyonun tedavi amacıyla kullanılmasına Radyoterapi veya Işın Tedaviside denir. Amaç tümörlü dokuya ışın verirken çevredeki sağlıklı dokuyu koruyup tedavi etmek. Radyasyon özel cihazlarca üretilebilir yada radyoaktif maddeler tarafından salınabilir. Tıpta öncelikle tanı amacıyla kullanımı başlamış(röntgen filmleri) olup daha yüksek enerji içeren cihazların geliştirilmesi ile kanser ve diğer bazı hastalıkların tedavisinde de kullanım alanları görülmüştür. 1928‘deki bir röntgenoterapi kitabında meme ışınlaması için tanjansiyel alanlar tanımlanmıştır. 1930-1949‘larda meme kanseri tedavisi için tanjansiyel alanlar kullanılmış, aksilla için karşılıklı iki alan, supra için de tek bir ön alandan ışınlama yapılmıştır. 1950‘li yıllarda tedavi, Co-60 kaynaklı cihazlar, 1955‘den sonra da lineer hızlandırıcıların(linak) kullanımı ile sürmüştür.

Meme Kanseri Tedavisinde Radyoterapi Alanları

İntakt Meme veya Göğüs Duvarı

Bu bölgenin üst sınırı klaviküla başının alt ucudur. Alanın lateral kenarı orta aksilla çizgisidir. İntakt meme ışınlamalarında meme dokusu palpe edilerek verilen 1cm marj lateral kenar için yeterlidir. Alt kenar ise intakt memede meme kıvrımın 1-1.5cm altından geçer. Göğüs duvarı ışınlamalarında ise karşı memenin meme kıvrımı dikkate alınmalı, alt sınır bu kıvrım hizasının 1-2cm altından geçmelidir.

Aksilla ve Supraklaviküler Alan

Bu alanın üst sınırı birinci kotu içine alacak şekilde belirlenir. Medial kenar servikal omurların pediküllerine kadar uzanır. Gantriye verilecek 10-15 derecelik bir açı trakea, özefagus ve omuriliği koruyacaktır. Sadece supraklaviküler fossa ve aksilla apeksi tedavi edilecekse lateral kenar korakoid proçese uzanır. Alanın alt kenarı göğüs duvarı veya meme alanının üst kenarı ile çakıştırılır. Medial kenar yaklaşık 1cm akciğer dokusunu içine alır. Lateral kenar ise humerus başının iç kenarındadır.

Mammarya İnterna Alanı

Lenf nodlarının tam lokalizasyonu BT altında tanımlanır, ama genelde mediyal kenar orta hattadır. Alan 5cm açılarak lateral alan, intakt meme alanının veya toraks cidarı alanının mediyal alanıyla çakıştırılır. Alanın üst kenarı supraklaviküler alanın alt sınırı ile çakıştırılır. Bölgenin alt kenarındaki lenf nodlarının tutulma olasılığının üst taraftakilere göre daha düşük olduğu bilinmektedir. Bu yüzden kardiyak ışınlamayı azaltmak amacıyla alanın alt kenarı dördüncü interkostal aralığa çekilebilir.

Meme Kanseri Tedavisinde Radyoterapi Hedefleri

  • Hedef hacim’in %90‘ı tanımlanan dozu almalıdır.
  • Hedef hacim içinde doz değişimi +%7 ve −%5 arasında olmalıdır.
  • Meme koruyucu cerrahi uygulanan hastalarda boost hacmi çıkarıldıktan sonra kalan meme hacminin yalnızca %20‘si boost dozuna maruz kalmalıdır.
  • Maksimum ve ortalama OAR dozları tolerans sınırları içinde ve olabildiğince düşük olmalıdır.

Meme Kanserinde Radyoterapi Teknikleri

Günümüzde teknolojisinin gelişimi ile bir çok teknik kullanılıyor olmasına ramen bazıları daha sıklıkla kullanılmaktadır. Meme kanserindeki

RT teknikleri bölgenin anatomik yapısı, kontur düzensizlikleri, farklı derinlik ve düzlemlerde klinik hedef hacimlerin olması nedeniyle farklılıklar göstermektedir.

3 Boyutlu Konformal Radyoterapi(3bkrt): 3BKRT’de tümör hacmi

ve normal organlar belirlenerek, hedef hacim ve organların aldığı radyasyon miktarı bilinmektedir. Bu teknikte önce hastalara tüm tedavi boyunca uygulanacak en uygun pozisyon verilir. Simülasyon ve günlük tedavi sırasında hastanın tam olarak aynı pozisyonda ve de hareketsiz olmasına dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle tedavi sırasında olabilecek olası hareketleri önlemek için hasta sabitleme yöntemlerinden faydalanılır. Daha sonra simülasyon işlemine geçilir. Simülasyon sırasında tümörün yerleştiği bölgenin ve çevresindeki normal dokuların detaylı olarak görüntüleri alınır. Bu görüntüleme için bilgisayarlı tomografi(BT), manyetik rezonans görüntüleme(MRG) ya da pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi(PET/BT) kullanılabilmektedir. BT-simülatör cihazında tedavi pozisyonunda tümör lokalizasyonuna ait bölgenin seri bilgisayarlı tomografi kesitleri alınır. Elde edilen bu görüntüler tedavi planlama sistemine aktarılır. Ardından hekimler tarafından belirlenen tümör alanları veya riskli bölgeler, radyasyon fizikçisi ve radyasyon onkolojisi uzmanları tarafından oluşturulan sanal simülasyon sayesinde sağlıklı doku ve organlar korunacak şekilde en başarılı tedavi seçeneği belirlenir. Belirlenen bu tedavi alanları, BTsimülatörde hasta üzerine yerleştirilen işaretler sayesinde tedavi cihazında lazerler ile çakıştırılır ve daha sonra kimi cihazlarda direk grafiler kimi cihazlarda BT görüntüleri alınarak tedavi alanları doğrulanarak tedavi başlatılır.

Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART): Yoğunluk ayarlı

radyoterapi(YART) 3 boyutlu konformal radyoterapinin geliştirilmiş bir şeklidir.

YART uygulamalarında da 3 boyutlu konformal radyoterapide olduğu gibi hastaya tedavi pozisyonunda tomografi çekilerek tedavi planlama sistemlerine bu görüntüler aktarılır.Hekimler tarafından tümörlü doku veya riskli bölgeler ve çevredeki sağlıklı dokular belirlenir. Ancak YART’da 3 boyutlu konformal radyoterapiden farklı olarak gelen ışın demetlerinin doz yoğunlukları ayarlanabilmektedir. Böylelikle tedavi planlama sisteminin belirlediği yoğunluk farklılıkları oluşturulmuş alanlardan tedavi yapılabilmektedir. Bu planlama türünde hekim tümöre ve çevreleyen normal dokulara ne kadar radyasyon dozu vermek istediğini belirler ve tedavi planlaması buna göre yapılır. Bu teknikte ana radyasyon demeti tedavi planlama sistemi yardımı ile farklı yoğunluktaki daha küçük demetçiklere bölünür. Bu küçük demetçikler, ışınlanması istenen bölgeye farklı açıdan girerek burada kesişmektedirler. Tümör ve sağlıklı organların durumuna göre demetçiklerin yoğunluklarının değişmesi ile tümörlü dokuyu yok edecek mümkün olan en yüksek doz, normal dokuya en az hasar vererek uygulanabilmektedir. Radyoterapinin diğer formlarından farklı olarak yoğunluk ayarlı radyoterapide planlama tersten yapılır.

Görüntü Kılavuzluğunda Radyoterapi (GKRT): Görüntü

kılavuzluğunda radyoterapi(GKRT) ayrı bir konformal tedavi tekniği değildir. Bu sistem aslında konformal radyoterapi tekniklerinin daha hassas uygulanmasına olanak sağlayan bir sistemdir. Görüntü rehberliğinde yapılan radyoterapide tedavi sırasında sürekli görüntü alınması işlemi söz konusudur. Bu görüntüler bilgisayarlar yardımı ile işlenir ve tümörün yerleşim yeri, boyutları sürekli kontrol edilerek ışınlama alanının doğruluğu değerlendirilir. Seanslar süresince hastanın ve/veya tümörün boyutlarında bir değişiklik olması durumunda bu görüntüler yeniden değerlendirilerek planlamalar tekrarlanabilir. Bu sayede yan etkilerin daha da azaltılması mümkün olacaktır. Tümörlerin sabit olmaması, tedavi aralarında ve sırasında hareket etmeleri GKRT gereksiniminin temelini oluşturmaktadır. GKRT, günlük görüntüleme tekniklerinin kullanılması ile tedavi sırasında tümörün gerçek boyutunun, yerleşiminin ve koordinatlarının doğru olarak belirlenmesine olanak sağlamaktadır.

Stereotaktik Radyocerrahi(SRC): Stereotaktik radyocerrahi(SRC)

stereotaktik olarak işaretlenmiş hedef hacime tek fraksiyonda terapötik dozun uygulanmasıdır. Stereotaktik radyoterapi(SRT) ise yine stereotaktik olarak işaretlenmiş hedef hacime 2-5 fraksiyonda terapötik dozun uygulanması olarak tanımlanır. SRT/SRC konformal radyoterapi tekniklerinin en gelişmişidir. Çok sayıda farklı açılardan ışın demetleri hedef hacme yönlendirilmekte, ışınların çakışma bölgesinde yüksek dozlara çıkılırken, hedef hacim dışındaki normal dokularda hızlı doz düşmesi gerçekleşmektedir. SRC’de hedef hacme çok az emniyet marjı ile yüksek dozlar uygulanabilmekte ve çevre kritik organlarda minimal yan etkiye neden olunmaktadır. Stereotaktik radyocerrahi, cerrahi değildir. Radyasyon tedavisinin, girişim olmadan cerrahinin avantajlarını taşıyan gelişmiş ve modernize edilmiş bir şeklidir. Özellikle 4cm’den küçük hedef hacimlerde doz dağılımında diğer tekniklerine göre ciddi avantajlar sağlamaktadır. Bu tedavi türünde küçük tümörlere bir veya birkaç uygulama ile çok yüksek radyasyon dozları verilmesi amaçlanır. Daha çok beyin tümörleri, beyin metastazları, omurilik tümörleri ve metastazlarında kullanılan bir yöntemdir. 7.5.

Stereotaktik Beden Radyoterapisi(SBRT): Beyin ve omurilik dışındaki SRC/SRT’ye stereotaktik beden radyoterapisi(SBRT) adı verilir. Bu tedavi türünde daha az seans sayısı, daha küçük alanlar ve daha yüksek dozlar kullanılarak vücudun herhangi bir bölgesindeki tümör tedavi edilir. SBRT’de sıklıkla tedavi öncesi hedef hacmi belirlemek ve tedavi sırasında hedef hacmi radyografik olarak izleyebilmek için fidusiyal olarak adlandırılan ve genelde paslanmaz çelik veya altından yapılmış özel metalik belirteçler tümör içerisine ve/veya çevresine yerleştirilir. Alternatif olarak gerçek zamanlı omurga izlemeli teknikler gibi farklı yöntemler de kullanılabilir. Fidusiyal yerleştirme işlemi lokal veya genel anestezi altında yapılır. Daha sonra hastaya tedavi pozisyonunda BT, MRG ve/veya PET/BT gibi yöntemlerden biri veya birkaçı ile hedef hacim ve çevresi görüntülenir. Görüntüler tedavi planlama bilgisayarına aktarılarak tedavi planı yapılır. Tedavi planlamasında en önemli adım hedef alan ve çevredeki kritik organların belirlenmesidir. Primer akciğer kanserlerinde ve akciğer metastazlarında, primer karaciğer kanserlerinde ve karaciğer metastazlarında, pankreas kanserlerinde, prostat kanserlerinde, rekürren baş-boyun kanserlerinde, rekürren jinekolojik kanserlerde ve daha pek çok farklı kanser türünde ve farklı bölgelerde SBRT uygulamaları yapılabilmektedir.

İntraoperatif Radyoterapi(İORT): İntraoperatif radyoterapi(İORT) tanımı, ameliyathanede cerrahi işlem sırasında uygulanan radyoterapiyi kapsar. Operasyon sırasında tek seansta uygulanmaktadır. Amaç tümörün cerrahi olarak tam çıkarılamadığı ya da hastalık nüksü açısından riskli düşünülen bölgelerin ışınlanmasıdır. Uygulamanın en büyük avantajı ışınlanacak dokunun gözle görünür olması ve işlem sırasında normal dokular tedavi sahasından uzaklaştırılmasıdır. İORT radyasyon güvenliğinin sağlandığı(uygun zırhlamanın yapılmış olduğu) özel ameliyat odalarında yapılmaktadır.

Parçacık Tedavisi: Parçacık tedavisi eksternal radyoterapinin özel bir formudur. Proton veya nötron tedavisi şeklinde uygulanabilir. En sık kullanılan parçacık tedavisi proton tedavisidir. Proton tedavisin en büyük avantajı, tümörlü dokunun etrafındaki sağlıklı dokularda radyasyon dozunun hızla düşebilmesi, böylece bu dokuların iyi bir şekilde korunmasıdır. Ülkemizde henüz proton tedavisi uygulayan bir merkez bulunmamaktadır. Proton tedavisinde enerjinin büyük bölümü sadece tümörlü dokuya transfer edilir. Konvansiyonel foton ışın demeti en yüksek dozda radyasyonu tümörün ön kısmında transfer eder ve ardından radyasyon tümörün içine ve tümörün arkasında bulunan sağlıklı dokulara nüfuz eder. Buna karşın proton ışınları minimal dozda radyasyonu tümörün ön kısmında transfer ederek, tümörlü bölgede maksimum dozda radyasyon olması sağlanır ve tümörün arkasındaki bölgede radyasyon dozu hızla düşer ve hedefin arkasındaki sağlıklı dokular korunmuş olur. Proton tedavisi başta çocukluluk çağı tümörleri olmak üzere, beyin tümörleri, göz tümörler, baş-boyun tümörleri, akciğer kanseri gibi pek çok kanser türünde kullanılır.

Risk Altındaki Organlar

Risk altındaki organ(kritik normal yapı), tedavi planını ve/veya önceden belirlenen dozu sınırlayan normal dokulardır.(Kalp, Akciğer, LAD, karşı meme, vs..)

Meme Kanserinde Radyoterapiye Hazırlık

Simülatör izosentrik özellikte, diyagnostik amaçlı X ışını aygıtına verilen isimdir. Tedavi aygıtlarıyla enerji ve amaç dışında aynı fiziksel özelliklere sahiptir. X ışını yardımıyla görüntü almayı sağlarken, kapalı devre televizyon sistemiyle bu görüntüde organ hareketlerini izleme ve tedavi volümünde değişiklikler yapma şansı görülür. Her yönde hareket edebilen hasta yatağı ve 360 dönebilen kafa(Gantry) ve kolimasyon sistemi tedavi aygıtlarıyla birebir uyumludur.

 Simülasyonda dikkat edilecek hususlar

Hastalar, simülasyon sırasındaki konumlarında ve aynı immobilizasyon gereçlerini kullanarak tedavi masasına yatırılır. Hastaların tedavi masasında düzgün yatıp yatmadıkları lazerler yardımıyla kontrol edilmektedir. Tedavi öncesinde, elektronik portal görüntüleme cihazları veya manuel port filmlerle alınan görüntülerle, Tedavi planlama sisteminden(TPS) alınan görüntülerdeki anatomik referanslar birbirleriyle karşılaştırılır. Gerekiyorsa otomatik olarak ya da elle düzeltmeler yapılmaktadır. Ayrıca X-ışınları, gerçek zamanlı tümör takip sistemi(fidusiyel marker), kV ya da CBCT ile tedavi alanı doğrulanarak setup hataları en düşük seviyeye indirilir.Tedavi planlaması konformal yapılan hastalardan haftalık port görüntüleri alınırken, SBRT ya da YART gibi tedavilerde güvenlik paylarının çok dar olması sebebiyle IGRT ile tedavinin günlük doğrulanmasının yapılması gerekir.

Hasta Pozisyonlama Sırasında Kullanılan Sabitleme Mekanizmaları

Hasta supin pozisyonda yatırılır, kolları baş üzerinde olucak şekilde tedavi süresince sabit kalabileceği bir pozisyon verilir. İmmobilizasyon için, vakumlu yastık, lazer çizgileri, radyoopak işaretler ve tatuaj kullanılır.

Özel durumlarda prone pozisyonda yatırılır.

Radyoterapinin Yan Etkiler

RT uygulaması süresince oluşan veya tedavi bittikten sonra 3 ay içerisinde ortaya çıkan ve genellikle ışınlanan organda veya dokuda oluşan, hücre yenileme kaybı, ödem ve hiperemi karakterli değişikliklerinden biridir. Akut yan etkiler genellikle tedaviyi aksatacak derecede ciddi olmayıp destek tedaviler uygulanarak etkileri en aza indirilebilir. Ciddi olması durumunda ise radyoterapiye ara verilmesi gereklidir.Radyasyona bağlı olarak gelişen cilt reaksiyonları, radyasyon tedavisi gören hastalarda en fazla karşılaşılan yan etkilerden biridir. Bir diğer akut yan etki, akut radyasyon özofajitidir. Radyasyon tedavisinin 3.haftasında ve yaklaşık olarak 30 Gy dozda başlar. Diğer akut yan etkiler ise; bulantı, kusma, halsizlik, kan değerlerinde düşme ve radyasyon pnömonisi olarak sıralanır.

Kronik Yan Etkiler

Geç sekeller; pulmoner fibroz ve pnömoni(semptomatik ve radyografik), kardiyak sekeller (perikardiyal effüzyon, kardiomyopati, konstrüktif perikardit), özofagus darlığı, brakiyal pleksopatiyi ve spinal kord miyelopatisini içermektedir. Torasik radyoterapinin en korkulan yan etkilerinden olan radyasyon miyeliti, gelişen radyoterapi teknikleri sayesinde görülme sıklığı azalmıştır. Darlık, perforasyon, ülserasyon ve fistül oluşumu gibi özofagus problemleri, yaklaşık %5 ila %15 vakada gözlenir. 63 Gy doz 30 fraksiyonda, %5 özofagus hasar insidansı için önerilen değerdir. 30 fraksiyonda 66,5 Gy doz verilmesi durumunda insidans %50’dir.

Tedavi Sırasında Yan Etki Takibi İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Tedavi alanı içindeki normal dokuları da etkilediğinden tedavi sırasında geçici yan etkiler oluşmaktadır. Bunlar genellikle tedavi başladıktan iki-üç hafta sonra ortaya çıkar, tedavi bittikten sonra azalıp 3-4 hafta içinde etkisini kaybeder. Uzun dönemde ise düşük bir olasılıkla kalıcı yan etkiler de meydana geldiği görülmektedir. Tedavi uygulanan bölgede ciltte kızarıklık, kuruluk, kaşıntı, hassasiyet oluşabilmektedir. Kaşıntı olursa sürtmeyin, kaşımayın, ovuşturmayın. Bu bölgelere sabun sürmeden, ovalamadan ılık suyla duş alabilirsiniz. Ancak tedavi sahanızı belirleyen işaretlerin çıkmamasına dikkat etmelisiniz. Doktorunuza danışmadan herhangi bir krem, losyon, pudra, parfüm ve deodorant

kullanmayınız.Tedavi bölgesindeki kıllar dökülebilir. Bu durum uygulanan dozla ilişkili olarak kalıcı veya geçici olarak görülebilir. Bu yan etkilerin şiddeti uygulanan radyoterapi dozuna, tedavi sahasının büyüklüğüne, eşzamanlı kemoterapi alıp almamanıza, sigara veya alkol kullanmanıza bağlı değişim görülür. Tedavi süresince kesinlikle sigara ve alkol kullanmamalısınız. Sigara ve alkol hem yakınmalarınızı arttırır hem de tedavinin etkinliğini düşürür. Tedavi süresince kendinizi halsiz hissedebilirsiniz. Yeterli bir dinlenme ve iyi beslenme halsizliğinizi düşürecektir. Tedavi sırasında veya tedavi bittikten sonra bir süre daha iştahsızlığınız görülebilir. Özellikle radyoterapiyle birlikte kemoterapi de uygulanıyorsa veya tedavi sahanız mideye doğru uzanıyorsa iştahsızlık artar, bulantı-kusma gibi şikayetler meydana gelebilir.

Günlük Tedavide Dikkat Edilecek Hususlar

Doğal ve sağlıklı besinler, taze sebze ve meyveler günlük olarak ana ve ara öğünlerde mevsimine uygun olarak tüketilmelidir. Kemoterapi sırasında yanlış beslenme, mide şikâyetlerinin yanı sıra aşırı kiloya da yol açmaktadır. Şekerli ve unlu gıdalar bunun en önemli faktörlerden biridir. Katı veya iç yağ, margarin tüketmemelidir. Az miktarda ayçiçeği veya zeytinyağı tercih edilmelidir. Bol su içilmelidir. Hastaların kemoterapi sürecine girmeden önce kullandıkları; tansiyon, kolesterol, şeker ya da başka kronik hastalıklara yönelik ilaçları varsa, bunları kesinlikle kullanmalıdır. Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların ilaçları da, onkoloji uzmanı tarafından düzenlenmelidir. Ortopedik yatak ve yastık tercih edilmeli, 8 saat uyumalıdır. Aşırı yağlı ve ağır yemeklerden uzak durulması gerekir. Şeker oranı yüksek gıdalar tercih etmemelidir. Yüksek dozda vitaminler kullanılmamalı, vitamin almadan önce doktora danışılmalıdır. İçeriği bilinmeyen karışımlar asla tüketilmemelidir. Meme tümörlü hastalar soya ve keten tohumu kullanmadan önce mutlaka doktoruna danışmalıdır.

Kanser hastaları vücudu aşırı yormayan ve zevk alabilecekleri sporları tercih etmelidir. Cilt kuruluğuna karşı bol su tüketmelidir. Telefon kanser hastaları için sohbet aracı olmamalıdır. Kısa görüşmeler yapılmalı, kulaklık kullanılmalıdır. Diz üstü bilgisayarı kullanırken, bilgisayarın masada olmasına dikkat edilmelidir. Televizyon kumanda ile birlikte düğmesinden de kapatılmalıdır. Bu sayede radyasyon yayılımı engellenir. Kanser hastaları MR ve tomografi çektirebilir. Hastalarının X ray cihazından geçmelerinde problem yoktur.

Meme Kanseri Nedir?

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olup, kadınlar arasındaki kanser ölümlerinin de birinci nedenidir. Dünya üzerinde kanser türleri için tedavi teknikleri her geçen gün artmaktadır. Meme kanserinde gerek aile öyküsü gerekse çevresel faktörler risk faktörleri arasında yer almaktadır. Meme kanserinde yaş önemli bir risk faktörüdür. Emzirmenin meme kanseri riskini azalttığı bilinmektedir. Ayrıca emzirmeyen kadınlarda meme kanseri riskinin yüksek olduğu da bilinmektedir. Mastektomi sonrası meme kaybının ruhsal ve cinsel yaşam üzerine belirgin etkileri olmaktadır.

Meme kanseri tarama yapılabilen ve erken tanı konabilen az sayıdaki kanserden biridir.

İstatistikler

Meme Kanseri günümüzde kronik olarak kabul edilmiş bir hastalıktır. Dünya’da giderek artan önemli bir kanser türüdür. Kadınlarda en çok kanser türleri listesinde ilk sırada yer almaktadır.

Kanser İstatistikleri

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Dünya’daki ölümlerin %13’ü (7,4) kanser sebebi ile olmaktadır. Meme kanseri ise her yıl ortalama 519.000 insanın yaşamına son vermektedir.

Dünya’da ve Türkiye’de Kanser Sıralaması

Kadınlarda en sık rastlanan kanser türü meme kanseridir. Sonrasında Akciğer Kanseri, Mide Kanseri, Kolortektal ve Servikal kanser olarak sıralama devam etmektedir. Erkeklerde ise ilk sırayı Akciğer Kanseri almaktadır. Kanseri, Mide Kanseri, Kolortektal ve Servikal kanser olarak sıralama devam etmektedir. Erkeklerde ise ilk sırayı Akciğer Kanseri almaktadır.

Türkiye’de ve Dünya’da Cinsiyete Göre En Sık Görülen Kanser Türleri Sıralaması. Yaşamı boyunca her 8 kadından 1’inde meme kanseri görülmektedir. Bu kanser türü kadınlarda %12.56’lık bir oranda görülmektedir.

Yaş Aralıklarına Göre İstatistikler

0-39 yaş arası kadınlarda 100.000’de 1 sıklıkla görülmektedir. 40-44 yaş arası kadınlarda 126,50-54 yaş arası kadınlarda 228,b60-64 yaş arası kadınlarda 348, 70-74 yaş arası kadınlarda 450, 80-84 yaş arası kadınlarda ise 477 kadında görülme olasılığı mevcuttur.


Alkol İle Birlikte İlaç Kullanımları

Lütfen Dikkat: Alkol ile birlikte ilaç kullanmak çoğu zaman çok büyük sorunlara yol açabilmektedir. Lütfen ilaçlar ile ilgili her türlü konuda hekiminize başvurunuz. Kullanacağınız ilaç alkolle alınabilir mi bunu en iyi hekiminiz bilir.

İlaçlar ve Antibiyotik Kullanımı

“Ne İlacıdır?“, “Ne İşe Yarar?” gibi sorgular ile ulaştığınız ilaç prospektüsleri ve diğer tüm bilgiler arşiv yayınındadır. İlaçlar ve sağlığınız ile alakalı tüm konular yalnızca hekiminize danışmanız gereken konulardır. Yakınlarınız tarafından önerilen ilaçları bir hekime danışmadan asla kullanmamanız gerekir. Hekimler yazmadığı sürece antibiyotik kullanmamanız gerekir. Lütfen bu konularda hassasiyet gösteriniz.

İlaç Yan Etkileri

Sitemizde tablet ve şuruplar gibi bir çok ilaç hakkında yan etki bilgileri yer almaktadır. Ancak bu bilgiler güncelliğini yitirmiş olabilirler. En doğru bilgi için doktorunuza danışabilirsiniz.

Hastane İletişim Bilgileri

Sitemiz aracılığı ile hastanelerin telefon numaralarına ve diğer bilgilerine kolayca erişebilirsiniz. Eğer bilgiler güncel değilse bizimle iletişim kurarak bilgilerin güncellenmesini sağlayabilirsiniz.

Neden Olur ve Ne İyi Gelir?

Eğer bir rahatsızlığınız var ise, bu sorunun cevabı için iyilik sağlık sitesi yerine hekiminize danışmalısınız. Ancak bazı bitkisel çözümler hafif rahatsızlıklarda destekçiniz olabilmektedir. Ayrıca İyiliksaglik.com sizler için İlaç Prospektüsleri, Kullanım Talimatları, Yan Etkileri ve Etkileşimleri ve Bitkisel Karışımlar, Sağlık Haberleri ve Estetik Dünyası hakkında bir çok bilgiyi sizlere sunmaktadır.